Yurt Dışı Emeklilik ve SSK BİLGİ BAĞKUR Uzmanı
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

H U K U K B Ü R O M U Z

İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU
YURT DIŞI EMEKLİLİK
TENFİZ ( Tanıma )
GAYRİMENKUL
KİRA - TAHLİYE
İŞÇİ ALACAKLARI
ŞİRKET

DAVALARINIZ İÇİN 
HUKUK BÜROMUZU
ARAYINIZ.
 
Av.Neşat DİNER
0232 / 446 34 48
0232 / 483 30 09
0544 / 483 30 09
0532 / 177 91 07

BİR İLKİ BAŞARDIK

Yurt Dışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı Fuat TÜTÜNCÜOĞLU'nun
Değerli müşterileri artık işleri ile ilgili ( Mahkeme ve Emeklilik durumlarını ) 
telefon ve mail ile değil Hazırlanmakta olan
yurtdisiemeklilikuzmani.
com
sitemize girerek,verilecek olan şifre ile kendileri görebilecektir.
Bu ... ! Sosyal Güvenlik Alanında TÜRKİYEDE BİR İLK olacaktır.
Bizlere güvenen Tüm Yurttaşlarımıza,Dostlarımıza Teşekkür ederim.
 
Saygılarımla
 
Fuat TÜTÜNCÜOĞLU
Yurt Dışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı
 
0232/4463448-4833009
www.fuattutuncuoglu.com

FUAT TÜTÜNCÜOĞLU

FUAT TÜTÜNCÜOĞLU
YÖNETİMİNDE OKUL TADINDA
BİRE BİR UYGULAMALI EĞİTİM
2017 YILI SOSYAL GÜVENLİK
UZMANLARININ
YILI OLACAK ...

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BUGÜN

VERGİ CEZALARI SAVUNMA DİLEKÇESİ

VERGİ CEZALARI SAVUNMA DİLEKÇESİ

Tarih 23 Ocak 2010, 17:15 Editör FUAT TÜTÜNCÜOĞLU

VUK 352/1 ve 355/1 DAVA SAVUNMA DİLEKÇESİ

AYDIN / İZMİR VERGİ MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA

 

Esas No: ***********

 

SAVUNMAYA CEVAP VEREN (DAVACI) : ……..

KARŞI TARAF (DAVALI)  : *********

 

SAVUNMANIN TEBLİĞ TARİHİ: *****

 

I- OLAY:

 

Davalı idarenin sayın mahkemenizde Esas No: **** dosya numarası ile açtığım davaya yaptığı savunmayı ****** tarihinde tebliğ aldım.

 

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU’nun 16/2. hükmü uyarınca verdiğim cevaplardan ibarettir.

 

II- CEVAPLARIMIZ:

 

01. VUK 371. MD. GÖRE VERİLEN KANUNİ SÜRESİNDE VERİLMİŞ SAYILMALIDIR: Ancak, bugün için “kanuni süresinden sonra” elektronik ortamda pişmanlık ve ıslah hükümlerine göre verilen beyannameler için Vergi Usul Kanunun VUK’nun mükerrer 355/1. hükmünce (madde metninde pişmanlıkla verilenler hakkında bir düzenleme olmamasına rağmen) kesilen Özel Usulsüzlük Cezaları ve davalı idarenin savunmaları yetki gaspı başta olmak üzere pek çok açıdan hukuka aykırılık taşımaktadır.

 

En basitinden 63 seri nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin ikinci paragrafında ;

“Buna göre, pişmanlık ve islâh hükmüne müsteniden verilen beyannamenin vaktinde verilmiş sayılması gerekmektedir. Bu itibarla mükelleflerin Vergi Kanunlarında yazılı beyanname verme süresiyle ek sürenin geçmesinden sonra Vergi Usul Kanununun 371 inci maddesi hükmüne göre vaki pişmanlık ve islâh taleplerinin kabulü halinde re'sen takdir ve usulsüzlük hükümlerinin uygulanmaması ve tahakkuk fişiyle tarh ve tahakkuk ettirilecek vergiye, yalnız anılan maddeye göre hesaplanacak % 2 zam uygulanmasiyle iktifa olunması icabetmektedir.”

 

Bakanlığın yukarıda 238 sayılı VUK genel tebliğin aksine Vergi Daireleri İşlem Yönergesi’nin Diğer Tarh İşlemleri başlıklı bölümünün 87/3’ncü maddesine; “Pişmanlıkla verilecek beyannamelere uygulanacak işlemleri aşağıdaki gibi sıralamıştır:

 

a) Pişmanlık istemi kabul edilen beyannamelere birinci derece bir kat usulsüzlük cezası kesilir.

 

b) Pişmanlık istemi kabul edilmeyen beyannameler kanuni süresinden sonra verilen beyanname kabul edilerek bu maddenin birinci bendinde yazılı cezalar kesilir.

 

c) Pişmanlık talebi ile verilen beyanname ek beyanname niteliğinde ise usulsüzlük cezası kesilmez.

 

d) Vergisi kanuni sürede ödenmiş olmakla birlikte, beyannamenin kanuni süresinden sonra pişmanlıkla verilmesi halinde, birinci derece bir kat usulsüzlük cezası kesilir.” açıklamaları yer almıştır.

 

Vergi dairelerinde yapılan uygulama, Pişmanlıkla verilen beyannamede vergi ödemesi çıkıyorsa pişmanlık hükmünden faydalandırılmakta ve 1 kat 1. derece usulsüzlük cezası kesilmekte, vergi ödemesi çıkmıyorsa, bunun kendiliğinden verilen beyanname kabul edilip, 2 kat usulsüzlük cezası kesilmektedir.

 VUK mükerrer 355.madde kapsamı ceza , beyannamelerin süresinde verilmemiş olması değil, lafzında da açıkça belirtildiği gibi “Elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması” halidir. Beyannamelerin süresinde verilmemesi VUK 352.madde gereği  I.derece usulsüzlük olarak tanımlanmıştır. Bu yüzden pişmanlıkla ve elektronik ortamda verilen beyannmelerde elektronik ortamda verilmesi mecburiyetine uyulmaması gibi bir durum soz konusu degildir. '

 

VUK 371. madde hükmünün pişmanlık hükümlerinden faydalanmanın koşullarından biri olan 3. fıkrasında “Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak on beş gün içinde tevdi olunması.” hükmü ile pişmanlık başvurusunun ardından bile, beyannamenin verilmesi için on beş günlük sürenin bırakıldığı görülmektedir. Bu düzenlemeler, VUK’nun 371. maddesince pişmanlık hükümleri uyarınca verilen kanuni süresinden sonra verilen beyannameler için de uygulanması aynı zamanda idarenin yetkisini saptırma yoluyla yetki (görev, fonksiyon) gasbıdır.

 

02. CEZALAR YETKİYE VE ŞEKLE AYKIRI KESİLMEKTEDİR: Maliye Bakanlığı, VUK’nun mükerrer 257. maddesinden aldığı yetkisini VUK Genel Tebliğleri ve Sirküler ile kullanarak tüm Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinin beyannamelerini Elektronik ortamda göndermelerini zorunlu hale getirmiştir. Söz konusu Tebliğlere göre; “elektronik ortamda gönderilme zorunluluğu getirilen beyannamelerin, elden veya posta ile gönderilmeleri durumunda, Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355’nci maddesinde mükellefin durumuna uyan özel usulsüzlük cezası uygulanacaktır.” düzenlemesi yapılmıştır. Tebliğlerdeki bu düzenleme uyarınca; E- beyanname düzenleme programı, Vergi Usul Kanunun Mük. 257.Maddesine dayanarak, vergi beyannameleri “kanuni süresinde” elektronik ortamda verilmediği gerekçesiyle ceza kesmektedir. Oysa asıl sorun beyannamelerin değil, beyannamedeki bilgilerin mükelleften yazılı olarak istenmesi halinde, idarenin yazılı bilgi isteme talebine uyulmaz ise, cezanın uygulanması yönüne gidilmesi gerekir. 

 

Yasal düzenlemelerin hiçbirinde de elektronik ortamda verilmesi gereken beyannamelerin pişmanlıkla verildiği için özel usulsüzlük cezası kesileceği yolunda yasa koyucunun bir düzenlemesi bulanmadan kesilen ceza, idarenin, görev yani fonksiyon bakımından yetki gaspıdır.

 

“İdare Hukuku bakımından en önemli ilke olan "yetki ve sorumluluk ikiz kardeş gibidir, yetkiyi kullanan o yetkiyi yasal kurallara göre uygulamaz ise sorumluluk doğurur" kuralı da bilinmektedir. Öyleyse sorun, bu hukuk kurallarının ya bilinmemesi ya da bilinmesine karşın yasal sınırlar dışında kullanılması olarak ortaya çıkıyor.”

 

Vergi Usul Kanunun Mükerrer 355’nci maddesinin ikinci fıkrasında açıklandığı gibi; bu maddeye ilişkin cezai hükümlerin uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde “bilginin” verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı “bilgi” verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesi  şarttır.

Vergi Usul Kanunun c) Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257 nci madde hükmüne uymayanlar için ceza başlıklı mükerrer 355. maddesinin 1. fıkrası bilgi verme ve ibraz ödevinin yerine getirilmemesi fiiline ilişkindir. Bizim bu fiille bir ilişkimiz yoktur. Bu fıkra, irade dışında beyannameyi “kanuni” süresinden sonra pişmanlıkla elektronik ortamda vermemenin cezasının yasal dayanağı değildir.

 

Ceza kesme işleminin yetki ve şekil yönünden hatalı fıkranın uygulanmış olması cezanın iptalini gerektirir.

 

03. İHBARNAMELER ŞEKLEN DE NOKSAN VE HATALIDIR: Vergi Usul Kanunun Cezayı Gerektiren Olayın Tespiti kenar başlıklı 364. maddesinde “Vergi cezalarını gerektiren olaylar vergi dairelerince veya yoklamaya ve vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından tespit olunur. Yoklama ve vergi incelemesi sırasında rastlanan, vergi cezasını gerektirici olayların, raporlarda gösterilmesi, delillerin kaybolması ihtimalinin bulunduğu hallerde bunların tutanakla tespit edilmesi mecburidir.” Maddeye göre, “Yoklama ve vergi incelemesi sırasında rastlanan, vergi cezasını gerektirici olayların, raporlarda gösterilmesi” gerekmektedir. İkmalen ve re’sen tarhiyatlar dışında idarece tarhiyatlarda, uygulamada yoklama fişi ile tespit edilen konular hakkında ayrıca rapor düzenlenmemektedir. Aslında Vergi Usul Kanunda gerek yoklama yapanların ve gerekse de inceleme yapanların rapor düzenleyeceklerine ilişkin açık bir hüküm yoktur. Rapor, hukuksal olarak ön işlem niteliğindedir.

Uygulamadan kaynaklanan eksiklik, Vergi Usul Kanunun Ceza İhbarnamesinde bulunması gereken bilgileri düzenleyen 366. maddesinin son fıkrası hükmünce “Cezayı gerektiren olayın tespitine dair tutanak sureti ile inceleme raporunun birer örneği ihbarnameye bağlanır.” hükmüne aykırı olarak düzenlenmiş tüm ceza ihbarnamelerinin şekil yönünden hukuka aykırı olup iptalini gerektirir. Çünkü şekil idari işlemin asli unsurudur. 

Vergi Usul Kanunun 108. maddesindeki hatalı tebliğlerde şekil eksiklikleri düzenlenmiştir. Ayrıca, VDDK., 09.02.2001 tarih, E.2000/304., K. 2001/56 “İhbarname ekinde vergi inceleme raporunun da tebliğinin zorunlu olduğu, bu husus incelenmeden verilen kararda yasaya uygunluk bulunmadığı hk.” D.9.D., 22.05.2006 tarih, E. 2004/3686., K.2006/1837 “Vergi inceleme raporu eklenmeden yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı hk.” gibi pek çok içtihat ile ihbarnameye rapor eklenmesi zorunluluğunun aranması yerleşik yargı görüşüdür.

 

04. HER BİR TESPİTE BİR CEZA : NE BİS NE İDEM İLKESİNE AYKIRIDIR.

Bu ilke aynı fiil nedeniyle faalin birden daha çok ceza ile cezalandırılamayacağına ilişkin evrensel bir ilkedir. Yargının yerleşmiş içtihatlarına göre her bir tespitte, her bir belge türü için tek bir ceza uygulanacağı bu ceza hukuku ilkesinin gereğidir." Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının E-Beyanname kabul eden Düzenleme Programı, yukarıda açıkladığımız olaylar ve nedenlerle pimanlık hükümlerince E-Beyannamenin “süresinde” verilememesinden dolayı yukarıda detayı belirtilen Vergi Usul Kanunun hem 352/I.-1 hükmüne dayanarak ve üstelik iki kat birinci derece Usulsüzlük Cezası ve hem de 355/1. maddesince Özel Usulsüzlük Cezası kesmektedir. Aynı zamanda ceza hukukumuzun temel ilkelerinden olan cezada ölçülülük ilkesi de idarece aşındırılarak, aşılmıştır.

 

Vergi Usul Kanununun 351. maddesinde “Usulsüzlük, vergi kanunlarının şekle ve usule müteallik hükümlerine riayet edilmemesidir.” şeklinde üst başlık olarak  tanımlanmıştır. Aynı kanunun 352. maddesi “Usulsüzlük Dereceleri ve Cezaları” 353. maddesinde de Özel Usulsüzlükler ve Cezaları”nın suçun ağırlığına göre düzenlenmeye çalışıldığını görüyoruz.

 

Vergi aslına bağlı olup olmaması, iradi nedenlerinin bulunup bulunmaması, vergi ziyaına neden olup olmaması usulsüzlük cezalarının kesilmesine engel değildir. Vergi ziyaı olmadığından zarar suçu değil tehlike suçu olarak değerlendirilmektedirler.  Amaç vergi kaybı yaratmaya uygun ortam yaratmaya çalışan şekle ve usule aykırı davranışlar usulsüzlük suçunu oluştururlar. Ancak idare genellikle şekil şartlarını –sıhhat- ispat şatları gibi değerlendirmektedir. Hatta basit şekli noksanlıkları olan belgelerin hiç düzenlemediği gerekçesiyle cezalar uygulandığını biliyoruz. Oysa, kanunun 3. maddesinde şeklin dışında da ispat olanakları mevcuttur. Usul ve şekil ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük fiillerinin çoğu birbirine karışmış durumda ayrımları net değildir. Bu anlamda son zamanlarda elektronik ortamda “kanuni süresinden sonra “ verilen beyannameler hakkında hem usulsuzlük ve hem de özel usulsüzlük cezaları uygulanabilmektedir.

 

05. İDARİ CEZA HUKUKUNUN EVRENSEL TEMEL İLKELERİNE AYKIRILIK: Vergi Cezaları, Vergi Usul Kanununun 4. kitabının 2. kısmında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Cezalar kenar başlığı ile 331. maddesinde “Vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler, bu kitapta yazılı vergi cezaları (4369 sayılı Kanunun 81/A-13 üncü maddesiyle değiştirilen ibare) (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalarla cezalandırılırlar.” hükmü özellikle ceza hukuku açısından önemlidir. Ancak vergi cezalarının “ceza” niteliği tartışıla gelmektedir.

 

“… Öğreti’de vergi suçunun tanımı, suçun tanımı kadar çeşitlidir. Vergi suçunu, Devlet’in veya amme idaresinin gelir kaynaklarına zarar veren veya zarar vermesi melhuz fiiller olarak tanımlayanlar (Sahir ERMAN, Vergi Suçları, s:2.)  bulunduğu gibi, aksine idari yaptırım olduğunu öne sürenler de vardır. Eski bir idari metinde ise, vergi suçunun, vergi kanunlarının koyduğu görev ve ödev hükümlerine, yükümlüler ve sorumlular tarafından cezayı gerektirecek şekilde aykırı hareket edilmesi olduğu belirtilmiştir. (Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Vergi Usul Kanunu Ve İzahları, Yayın No.4, s.479) ..“ Vergi Suç ve Cezaları, Turgut Candan, 2. baskı s:13

…….

“Vergi cezalarının ceza hukuku anlamında yaptırım olduğu öne sürenler cezaların genel bilinen (kamu yararı, hukuksal, ekonomik, sosyal, psikolojik vb.) amaçlarının yanı sıra, “… kanunla konulmuş olmalarını, Devlet’in vergi gelirlerindeki kaybın çok üzerinde bulunmalarını, hatta, kimi vergi cezaları bakımından bu kayba dahi gerek olmamasını ve ceza muhatabının ölümüyle düşmesini kanıt göstermektedirler…” a.g.e s:21

 

Davamın konusunu oluşturan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları hukuksal olarak (hukuksal ceza, idari yaptırım-cezası, idari vergi para cezası, disiplin cezası veya mali kolluk önlemi) her ne türde tanımlanırsa tanımlansın, idari cezalandırmanın evrensel, temel ilkelerinden vazgeçilmesini gerektirmez.

 

Anayasanın “suçta ve cezada yasallık ilkesi” kadar, Yeni Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu göz ardı edilemez. Ancak, daha da önemlisi idari cezalar konusunda üzerinde uzlaşılabilecek bir zemin olarak, 1989, Viyana, XIV. Uluslararası Ceza Kongresi’nin İdari Ceza Hukuku İle İlgili Kabul Ettiği İlkelerden bazılarını hatırlatmakta yarar var;

Maddi hukuk ile ilgili ilkeler 2. No’lu başlık altında şöyle tespit edilmiştir:

“a) İdari Ceza Hukukuna ilişkin suçlar da idari ceza hukuku müeyyideleri gibi, kanunilik ilkesine uyularak belirlenmelidir.

 

Ceza hukukundaki suçlar ile idari ceza hukukuna ait ihlaller arasında ayrım, yasama organları tarafından yeterince açıklıkla ele alınmalıdır. İdari ceza hukukuna ilişkin ihlaller ile müeyyideler için kendine özgü terimler kullanılması önerilir.

 

b) Gerçek kişilerin idari ceza hukukuna ilişkin sorumluluğu, kişisel kusur (kast veya taksir) ilkesine dayanmalıdır.

 

c) Bununla birlikte, idari ceza hukuku müeyyidelerinin türü, idari ceza hukuku alanında tüzel kişi sorumluluğunun tanınmasını kolaylaştırmaktadır.

 

d) Ceza hukukunca tanınan hukuka uygunluk halleri, kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler ile, kanununu bilmemenin mazeret sayılacağı hallerde dahil olmak üzere, cezayı azaltıcı nedenler, idari ceza hukukunda da göz önünde bulundurulmalıdır.“  (Nihal Saban, Vergi Hukuku, 4. bası, s. 220-221) (ARGUMENTUM DERGİSİ S:1 S.7)

Aslında davalı idare de VUK’nun 331. maddesi uyarınca, 13.03.2004 tarih ve 25552 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış bulunan 337 SIRA NO'LU VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ’nde de belirttiği üzere, suç ve cezalarda kanunilik ilkesini tanımıştır. “Bilindiği üzere; Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesinde "İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm ve kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa icrası ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.

Bir cürüm ve kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehine olan kanun tatbik ve infaz olunur." hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.

Yüksek yargı organlarının pek çok kararından tam metnini dava dilekçemin ekinde sunduğum, D.4.D., 17.12.1996, E.:1996/2603, K.:1996/5672 sayılı kararı özetle: KANUNDA ÖNGÖRÜLMEYEN BİR CEZANIN İDARİ DÜZENLEMEYLE GETİRİLMESİNİN, "CEZANIN KANUNLA KONULMASI" GENEL KURALININ İHLALİ ANLAMINDA OLDUĞU HK.<”

06. CEZAİ HÜKÜM ANAYASAYA AYKIRI OLARAK UYGULANMIŞTIR: Yukarıda ve dava dilekçemizde de belirttiğimiz üzere, tebliğ ile ceza kesilemeyeceğine göre, eğer dava konusu beyannamelerin pişmanlıkla “kanuni süresinde verilmemesi” hali mevcut olsa bile, bu fiilin karşılığı özel usulsüzlük cezası değil, aşağıda alıntıladığım Anayasa Mahkemesinin kararında da görüldüğü gibi usulsüzlük cezası olabilir idi. Çünkü VUK’nun 371. maddesi uyarıca pişmanlık ve ıslah hükümlerinden yararlananlar için uygulanması gereken cezai hüküm olsa olsa, VUK 352. maddesinde sayılan II. Derece usulsüzlüklerden 7. bendindeki Vergi beyannameleri, bildirimler, evrak ve vesikaların kanunen belli şekil ve muhteviyatı ve ekleri ile bunlarla ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelere ilişkin hükümlere uyulmamış olması;düzenlemesi nedeni ile II. Derece usulsüzlük cetveline göre uygulanabilirdi. Aksine durum ise, aynı zamanda cezaların ölçülülüğü/orantılılığı ilkesine de aykırılık oluşturur.

Bu durumda, dava konusu olay, Vergi Usul Kanununun mükerrer 257. maddesi kapsamında olmayıp, aynı kanunun 148. ve devamı maddelerindeki bilgi verme hükümleri uyarınca ele alınmalıydı. Bu maddelerde de bilgi verme ve devamlı bilgi verme konusunda Bakanlığa verilen yetki yine sınırlandırılmış, yani çerçevelendirilmiş bir yetki olup, bu yetkisini kullandığı zaman hangi koşullarda bilgi vermediği zaman yükümlüye cezanın nasıl uygulanacağı da Vergi Usul Kanununun mükerrer 355/1. maddesinde düzenlenmiştir. VUK’nun mükerrer 355/1. “Bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesi şarttır.

Dava konusu hakkında, yüksek yargı organlarının pek çok kararından tam metnini ekte sunduğum, D.9.D., 21.12.2001, E.:2000/518, K.:2001/4929 sayılı kararı özetle:uyuşmazlıkta katma değer vergisine ilişkin yıllık bildirim verilmesi hususu yükümlüye ceza kesilmeden önce bir yazı ile bildirilmediğinden 213 sayılı kanunun mükerrer 355.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında isabet bulunmadığı hk.  Aynı yönde D.11.D., 17.02.1999, E.:1997/2986, K.:1999/712 kararı özetlemükelleflerden bilgi istenilmesi veya bildirimde bulunmaları hususunun yazıyla istenilmesi gerektiği hk.dır.

Yani davalı idare VUK’nun mükerrer 355/1. uyarıca özel usulsüzlük cezası kesebilmesi için, ya yasadan aldığı yetkiyi doğru kullanacak veya yasada gösterilmemiş olan fiil için her mükelleften ayrı ayrı bilgi isteme yazısı tebliğ ettikten sonra bilgi vermeyen mükellefe özel usulsüzlük cezası uygulayabilecektir. Aksi halde dava konusu olayımızda olduğu üzere, cezaların ölçülülüğü ve kanunilik ilkesi yetki saptırması nedeniyle ihlal edilmiş olacaktır.

07. KANUNİ İDARE İLE KANUNİ BÜTÜNLÜK VE KANUNİLİK İLKELERİ AÇISINDAN:

 213 sayılı Vergi Usul Yasası’nın 4.12.1985 günlü, 3239 sayılı Yasa’nın 21. maddesiyle değişik mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının;

2- Anayasa’nın 38. Maddesi Yönünden İnceleme:

Ek belge düzenlenmesi zorunluluğuna uyulmaması durumunda Vergi Usul Yasası’nda öngörülen usulsüzlük cezasının uygulanacağı bir gerçektir. Vergi Usul Yasasının 352. maddesine göre; defter kayıtlarının ve bunlarla ilgili belgelerin doğru bir vergi incelemesi yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde eksik, usulsüz ve karışık olması durumunda 1. derecede usulsüzlük; evrak ve belgelerin Yasa’nın belirlediği biçimi, içeriği, ekleri ve bunlarla ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelere ilişkin hükümlere uyulmamış olması durumunda II. derecede usulsüzlük cezası öngörülmüştür. Yasa’nın bu açık hükmü karşısında vergi yasalarının biçim ve yönteme ilişkin kurallara uyulmaması durumunda uygulanacak cezanın yasayla saptanmış bulunduğunda kuşkuya yer yoktur. Suçun yasayla saptanması, maddi olay olarak bir eylemin, ne zaman suç niteliğini alacağını belirlemek demektir. Öğretide suçun yasada tanımlanmış ve karşılığında bir cezanın gösterilmiş olması, yasayla saptama olarak kabul edilmektedir. Gerçekten yasa, suçun, yani ne gibi eylemlerin yasaklandığını hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirtmelidir. Suç sayılan eylem ve cezası yasada açıkça gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına kimi kararlar almak üzere yetki vermesi kararla suç ortaya konulması anlamına gelemez...” (Anayasa Mahkemesinin E.1990/29 K.1991/37 sayı ve 15.10.1991 tarihli kararı)

Aynı kararın karşı oylarından birisinde ise; “…Ancak bu yetkiler tanınırken, sonuçlarının da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasamızla münhasıran yasama organına tanınmış bir yetkinin kullanılması sonucunu doğuracak şekilde,  Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi mümkün değildir.

Bir Yasa’nın kendi içinde düzenleyip kendisinin yapması başka, bir Bakanlığı yetkili kılıp ona yaptırması başkadır. Yasa bu yetkiyi verse de yasa ile yapılması gerekenle eşdüzey ve eşdeğer olamaz. Yasa ile gerçekleştirilenler düzeyinde iş Tebliğle yapılamaz. Yasa’dan söz edilmesi yasallık için yeterli değildir. Yasa ile öngörülen kaynakta uygun olmak, yetkilendirilen de temelde, özde yetkili bulunmalıdır. Yasanın düzenlemesi, hukuka ve Anayasa’ya aykırılık taşımamalıdır…

… Yasaların uygulanmasına ilişkin ayrıntıları aşıp yasa niteliğinde düzenlemelerle Anayasa’nın 73. maddesine aykırılık oluşur. Vergi kavram ve kurumundan ayrılması düşünülmeyecek işlemlerin yasa yerine Genel Tebliğlerle yapılmasına açık olan kural Anayasa’ya uygun olamaz.

… Ceza ancak yasa ile ya da yasanın belirlediği açıklıkla yasaya dayanılarak konulur. Yönetim suç ve ceza belirleyemez. İncelenen kural bu nedenle de Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır.

Yasama organı, Maliye Bakanlığı’na Tebliği ile uygulama olanağı verdiği işlemleri Yasa kapsamında kendisi belirleyebilirdi. Yasa’nın günümüzdeki yapısı, içeriği ve istenilen hususların ivedi biçimde çıkarılması kolaylıkları bilinmektedir. Yasama organı çoğunluğunun siyasal iktidara, yetki ve görevleriyle zaten güçlü olan Hükümete Anayasa’ya karşın yeni olanaklar tanıması hukuk devleti yönünden sakıncalıdır. Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın elindeki olanaklarla, denetimin etkinliğiyle ve kimi ayrıcalıklarla bağışıklıkların gözden geçirilmesi yoluyla kayıp ve kaçakları giderme, gelirle artırma gücü vardır. Önemli olan, yöntemin hukuka uygunluğudur. Bu kapsamda “hukuksallık”la “devlet yararı” düşüncelerinden öncelikli ve üstün olanı “hukuksal”lıktır. Hukuka uygun işlem ve eylemler özde devlet yararına olduğu gibi giderek devlet yararını da artırır. Ama hukuk dışlanıp gözardı edilerek yapılan uygulamalar, buyruklara ve siyasal nedenlere bağlı işlemler devlete güveni sarsar, yükümlülerde bıkkınlık ve isteksizlik yaratır. Bakanlığa, yükümlüler arasında kimi nedenlerle kimi seçimler yapmak, kimine istediği yöntemi uygulamak olanağını veren, daha özlü anlatımla, Genel Tebliğle yükümlülük getirme ve yaptırım belirleme olanağı veren yasa kuralları Anayasa ile bağdaşamaz. Genel Tebliğde yer alan hususlar Yasa’da bulunabilirdi. İlkeler Yasa’da, ayrıntı Genel Tebliğde kurala bağlanırdı. Yasa’nın Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nı yetkilendirmesi Yasa’nın belirlemesi değil, belirlemeyi Bakanlığa devretmesidir. Koşul, Yasa’nın belirlemesidir. Ulusal istençle oluşan yasama organının ulusal egemenliğin kendisine bırakılan bölümünü kullanma yetkisi saptırılamaz. Yasama organının yasama yetkisini etkin biçimde yerine getirmesi konusunda aşırı duyarlık, ulusal egemenliğin işlerliğinin o alandaki göstergesidir. Yasama organının varlık nedeni, hukuksal anlamı ve kurumsal yeri, yürütmeyi yönlendirme ve denetleme yetkisi, yürütmeye güç kazandırmak amacıyla daraltılıp azaltıldıkça demokratik yapıda bozulmalar önlenemez. Yasama organının oluşumundan çalışmalarına değin her yönden güven vermesi hukuk devletinin temelden sağlık belirtisidir.

Bir diğer karşı oyun gerekçesinde ise, kısaca; “Vergi ile olan ilişkisi vergi usulüne ilişkin kuralların Anayasa’nın 73. maddesi gereğince yasayla konulup, kaldırılması ve değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Vergi Usul Yasası’na aykırı hareket aynı yasada belirtildiği şekilde cezalandırılmaktadır. Bu yasada öngörülmemiş bazı konuların idari kararla kanun kapsamına alınması Anayasa’nın 38. maddesinde açıklanan suç ve cezalara ilişkin kurallarla bağdaşmaz.

Av. Oğuz Çetinkaya “ANAYASAYA AYKIRILIK” MI DEDİNİZ? başlıklı makalesinde,

 “5- Bu Konuda “Maliye Bakanlığına Yetki Verelim” Diyorum...

Vergi Usulünde Anayasaya aykırılıkların önemli bir bölümü, Maliye Bakanlığına tanınan “usul ve esasları” belirleme yetkisinden kaynaklanmaktadır. Yasa yapılırken, konunun yeni bir uygulama getirecek olması nedeniyle detaylı bir yasal düzenleme gerektirmesi veya zaman içinde uygulamada ortaya çıkabilecek gereklerle sık değişiklik yapma ihtiyacı doğmasına çözüm olarak geliştirilen “mükellefler .... yaparlar. Bu konudaki usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir” cümlelerinden VUK’un birçok yerinde bolca bulunmaktadır.

 

Bu yetkilerden VUK Md. 5, VUK mükerrer Md. 227/1, VUK mükerrer Md. 257/1, VUK mükerrer Md. 414/2’de yer alanların Anayasaya aykırılığı sık dile getirilmektedir.

 

Kanımca, yetki almak yerine, her ne belirlenecek ise belirlenmesi işin doğrusudur. Bakanlığa bu tür bir akreditasyon tanımak, yükümlüyü “tamam yasa bunu diyor ama bakalım Yasanın Sahibi ne diyor?” yoluna sevk etmektedir.

 

VUK, yarın, “Vergi Usulüne ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir” yasasına dönüşmeden evvel durumu gözden geçirmekte yarar var.” http://www.legalisplatform.net/ozel-dosyalar.asp.

 

 

III- SONUÇ VE TALEP:

Gerek dava dilekçemizde ve gerekse yukarıda açıkladığımız hukuksal nedenlerle, Anayasanın 152/1. maddesi uyarınca,  Anayasa’nın 73. ve 38. maddelerine aykırılık iddiamızın da değerlendirilerek, davalı idarenin savunmasının reddine, davamızın kabulüne, dava konusu cezai işlemin iptaline ve dava konusu cezanın terkinine, dava giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederiz.

EKLER: .. adet Danıştay Kararı

Dairesi

Karar Yılı

Karar No

Esas Yılı

Esas No

Karar Tarihi

ONBİRİNCİ DAİRE

1998

3835

1997

1817

10/11/1998

KARAR METNİ

 

KATMA DEĞER VERGİSİ BEYANNAMESİNİ PİŞMANLIKLA VEREN YÜKÜMLÜ ADINA USULSÜZLÜK CEZASI KESİLEMEYECEĞİ HK.<


1996 yılı Mayıs dönemine ait katma değer vergisi beyannamesini pişmanlıkla veren yükümlü şirket adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 352. maddesinin (1). bendi hükmü uyarınca iki kat birinci derece usulsüzlük cezası kesilmiştir. İstanbul 7. Vergi Mahkemesi ... gün ve ... sayılı kararıyla; Vergi Usul Kanunu'nun 371. maddesinde pişmanlık hükümlerinden yalnızca beyannamelerinde matrah bildirenlerin faydalanacağı yolunda bir hüküm bulunmadığı, önemli olan hususun beyannamede gösterilen durumun gerçeğe uygun bulunması olduğu, aksi halde yasal süresinde verilmemiş ancak pişmanlık hükümleri uyarınca matrahsız verilen ya da beyana göre ödenecek vergi doğmayan beyannamelerin hiç verilmemiş kabul edilmesinin, kanun koyucunun sonradan pişmanlıkla verilen beyannamelerin süresi içinde verilmiş kabul edileceği yolundaki amacına ters düşeceği gerekçesiyle kesilen usulsüzlük cezası kaldırılmıştır. Vergi dairesi müdürlüğü tarafından, ihtilaf dönemi beyannamesini pişmanlıkla ödenecek vergi doğmaksızın veren yükümlü adına kesilen cezanın yasal olduğu ileri sürülerek mahkeme kararının bozulması istenilmektedir.
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.
Bu nedenle temyiz isteminin reddine, ... Vergi Mahkemesinin ... gün ve ... sayılı kararının onanmasına karar verildi. (MT/ES) (DAN-DER; SAYI:100)

 

Dairesi

Karar Yılı

Karar No

Esas Yılı

Esas No

Karar Tarihi

DÖRDÜNCÜ DAİRE

1996

5672

1996

2603

17/12/1996

KARAR METNİ

 

KANUNDA ÖNGÖRÜLMEYEN BİR CEZANIN İDARİ DÜZENLEMEYLE GETİRİLMESİNİN, "CEZANIN KANUNLA KONULMASI" GENEL KURALININ İHLALİ ANLAMINDA OLDUĞU HK.<

 

1995 yılına ait "Muhtasar Beyannamelere ilişkin Yıllık Bildirim"i 235 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile belirlenen süreden sonra veren davacı adına Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 inci maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir. Edirne Vergi Mahkemesinin
29.5.1996 günlü ve 1996/250 sayılı kararıyla; 235 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile stopaj gelir vergisi ve katma değer vergisi mükellefleri için, tebliğde açıklanan esaslar çerçevesinde yıllık bildirim verme zorunluluğu getirilip, tebliğin son paragrafında da yıllık
bildirimleri belirlenen sürede vermeyenler ile eksik veya yanıltıcı olarak düzenleyenler hakkında Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 inci ve 361 inci maddeleri uyarınca işlem yapılacağının belirtildiği, olayda 1995 yılına ait muhtasar beyannameye ilişkin bildirimi tebliğde öngörülen 20.1.1996 tarihi yerine bu tarihten sonra 24.1.1996 gününde vergi dairesine verdiği ihtilafsız olan davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasında kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

Davacı, söz konusu cezanın kanuni dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemektedir.


213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1 inci maddesinde, Bu Kanun'un 86, 148 ve 257 nci maddeleriyle 150 nci maddesinin 4 numaralı bendi hükümlerine çekinme sebebi olmaksızın riayet etmeyenlerden, birinci sınıf tüccarlar ve bilanço esasına göre defter tutan çiftçiler ile serbest meslek erbabı hakkında ... lira özel usulsüzlük cezası kesileceği öngörülmüştür.


Bu maddede ceza kesilebilmesi için dayanak gösterilen Vergi Usul Kanunu'nun 86 ncı, 148 inci ve 257 nci maddeleri, esas olarak matrah takdiri ve vergi incelemeleri için zirai kazançlar il ve merkez komisyonları ile Maliye Bakanlığının ve vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermek yönünden mükelleflere yüklenen ve uyulması zorunlu kılınan ödevleri düzenlemekte olup, devamlı bilgi verme keyfiyeti ise Kanun'un 149 uncu maddesiyle getirilmiştir. Maliye Bakanlığı yukarıda anılan 148 ve 149 uncu maddelerin verdiği yetkiden hareketle 235 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğini yayımlamıştır. Bu tebliğle getirilen "Muhtasar beyannamelere İlişkin Yıllık Bildirim", Vergi Usul kanununun 148 inci maddesinde belirtilen ve mükerrer 355 inci madde uyarınca uyulmaması halinde özel
usulsüzlük cezası kesilmesini gerektiren "bilgi verme" niteliğinde bir düzenleme değil 149 uncu maddesinde düzenlenen "devamlı bilgi verme" kapsamında Bakanlıkça yapılan bir düzenlemedir. 149 uncu maddeye göre mükelleflere getirilen bir ödev, davacı hakkında uygulanan cezanın dayanağı olan mükerrer 355 inci maddede öngörülmediğine göre, söz konusu bildirimi vermeyen veya bu konudaki yükümlülüğü süresinde yerine getirmeyen mükellefler hakkında uygulanması mümkün olmayıp, böyle bir düzenleme cezanın kanuniliği ilkesine aykırı olduğu gibi kanunda öngörülmeyen bir cezanın idari düzenlemeyle konulması sonucunu doğurur ki idari cezalar için de geçerli olan "cezanın kanunla konulması" genel
kuralının ihlali anlamındadır. Bu itibarla kanuna aykırı olarak davacı adına ceza kesilmesinde ve bu cezaya karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.


Bu nedenle davacı temyiz isteminin kabulü ile Edirne Vergi Mahkemesinin 1996/250 sayılı kararının bozulmasına, karar verildi.(MT/ES) (DAN-DER; SAYI:96)

 

Bu haber 15532 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

VERGİ CEZALARI DAVA DİLEKÇELERİ

Yurt Dışı Borçlanma Hakkı Kaldırılabilir mi ?

Yurt Dışı Borçlanma Hakkı Kaldırılabilir mi ? Sosyal Güvenlik Uzmanı Fuat TÜTÜNCÜOĞLU nu son 1 ay içinde dikkate alan Yüzlerce Gurbetçi kazandı

2011 YILI MUHASEBE İLE İLGİLİ UYGULAMALAR VE DEĞİŞİKLİKLER

2011 YILI MUHASEBE İLE İLGİLİ UYGULAMALAR VE DEĞİŞİKLİKLER 2011 YILI MUHASEBE İLE İLGİLİ UYGULAMALAR VE DEĞİŞİKLİKLER
YIL YAŞ VE GÜN İLE EMEKLİLİK13 Aralık 2016

E M E K L İ L E R İ M İ Z

Emeklilerimiz ile ilgili Görsel ve Bilgileri
www.fuattutuncuoglu.net
web adresimizden inceleyebilirsiniz.
Güveniniz için sonsuz Teşekkürler

Fuat TÜTÜNCÜOĞLU
Sosyal Güvenlik ve Emeklilik Uzmanı

ISTATISTIK



PRATİK LİNKLER

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

YURT DIŞI EMEKLİLİK İÇİN MÜRACAAT ETTİNİZ Mİ






Tüm Anketler

Almanyaya TEŞEKKÜRLER

Ofisimize göstermiş oldukları İLGİ ve GÜVEN için
GURBETÇİLERİMİZE
sonsuz teşekkürler

Fuat TÜTÜNCÜOĞLU
Yurtdışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı

FRANSAYA TEŞEKKÜRLER

Ofisimize göstermiş oldukları İLGİ ve GÜVEN için
GURBETÇİLERİMİZE
sonsuz teşekkürler

Fuat TÜTÜNCÜOĞLU
Yurtdışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı

Sayın Kullanıcı ve Ziyaretçimiz, www.sosyalguvenlikmusaviri.net sitemiz iş ve sosyal güvenlik konusunda , bilgilendirme amaçlı mevzuat, bilgi ve kültür platformudur. Web Sitemiz; 1 - Sitedeki bilgilerin kesinlik, doğruluk ve güvenilirliğini, kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacağını garanti etmez. 2 - Sitede yer alan bilgilerin kullanılmasından doğan veya doğabilecek, dolaylı veya dolaysız zararlardan sorumlu değildir. 3 - Sitemizden linki verilen her türlü web sitesi, program, neşriyat, kitap, dergi ve bezerlerinin içeriğinden ve kullanımından doğacak/doğabilecek olumlu/olumsuz zararlardan sorumlu tutulamaz. Sitemizde yer alan yazı, makale, açıklama, bilgi ve içeriğin tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu doğrultusunda web sitemize aittir. Sitemizden herhangi bir şekilde kopyalama, alıntı yapılması, ticari amaçlı kullanılması, başka bir yerde yayınlanması yasaktır. Ancak web sitemiz kaynak gösterilmek kaydıyla, kısmen alıntı yapılarak başka yerde yayınlanabilir. Saygılarımla .. FUAT TÜTÜNCÜOĞLU - Yurt Dışı Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Uzmanı
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi